Install this theme

ahbiranlasan:

Sen hiç yoktun ki…

Kızlar babalarından en çok bi odaya kapanıp ağladıklarında nefret eder.
Ve siz beyler yalvarırım iyi bir Baba olun.
yesilvemaviyus:
“Notlar: Ruhumuzu Açlıkla Doyuruyoruz
Bugün 61. gün. Açlık grevi uzun günceler yazmayı güçleştiriyor. Vakit az, enerjiyi idareli kullanmak gerekiyor ve sair şeyler. Sadece bazı duygu ve düşünceleri atlamamaya çalışıyorum. Bunu...

yesilvemaviyus:

Notlar: Ruhumuzu Açlıkla Doyuruyoruz

Bugün 61. gün. Açlık grevi uzun günceler yazmayı güçleştiriyor. Vakit az, enerjiyi idareli kullanmak gerekiyor ve sair şeyler. Sadece bazı duygu ve düşünceleri atlamamaya çalışıyorum. Bunu bugünlerde anlatmalıyım dediğim bazı şeyler:

Halkız Biz!

Direnişin kazanımları üstüne düşünüyorum. Birinden size de bahsetmek isterim: Dostlarımız açlığın sesini duyurmak için Tuzluçayır Tekmezar Parkından Kızılay’a kadar ellerinde dövizlerle yürümek istediler. Gözaltına alındılar. Hemen başka bir bilgi vereceğim: Çukurova Üniversitesinde bir akademisyen, kendisinin yerine atanacağını düşündüğü kişiyi önce Alevi olduğu için, daha sonra da PKK’li olduğu iddiasıyla ihbar etti. Bir başkasını da FETÖ’cü olduğu iddiasıyla. Muhbirlik faaliyetlerinden biri sonuç verdi ve ihbar edilen kişi hakkında dava açıldı.

Muhbirliğin özendirilmesinin yeni olmadığını biliyoruz. Ama AKP iktidarı, darbe girişiminden sonra muhbirliği özel olarak teşvik etti. Muhbirlik kamu emekçilerinin tasfiyesinde özellikle kullanılan bir yöntem oldu. İki bakımdan da işlevseldi: Birincisi, istihbari açıdan hazırlıksız olduğu bir süreçte, “bilgiye” erişimi sağlayacağı kulaklar ve gözlere ihtiyaç vardı. İkincisi, herkesin birbirini ihbar ettiği ve herkesin birbirinden korktuğu bir ortam onun işini kolaylaştıracaktı. Muhbirliğin toplumlar üzerindeki asıl ve derin etkisi ise korkunçtur: İnsani değerlerin, halk olma bilincinin yitimi, yozlaşma.

AKP muhbir akademisyenler, memurlar istiyor. Yaratıyor da. Biz de direnişle daha çok yoldaşlık, bağlılık ve gerçek sevgi bağı yaratıyoruz. Herkesin gölgesinden korktuğu bir süreçte, halen kamu emekçisi olarak çalışan dostlarımız sesimizi duyurmak için pek çok şeyi göze alıyorlar. Ben de işimi kaybeder miyim acaba, demeden direnişe soluk oluyorlar.
Bunun anlamı birkaç kişinin bizim işe dönmemiz için fedakarlık yapmasından çok öte. Bu, unutturulmaya çalışan değerlerimizi, dayanışmayı, yoldaşça sevgi ve sorumluluk duygusunu ayakta tuttuğumuzun resmidir. Biz halkız, demenin bir biçimidir. “Biz halkız ve birbirimizi çok seviyoruz. Bizi asla teslim alamayacaksınız!”

Havaaaaar!

Sıla’yı vurdular. Gülüşü; eşit, adil, özgür bir dünyaya olan inancı vurdular. Bilmezler ki, vurdukları yerde gülüş, vurdukları yerde inanç biter.

Sıla 18’indeydi. Üst düzey örgüt yöneticisi dediler vurduktan sonra. Suçun büyüklüğü uygun kılıf bulmayı da zorlaştırıyor. Gencecik, öyle güzel gülen bir fidanı niye vurdunuz diye sormazlar mı adama? Cevabı büyük harflerle yazmışlar: Üst düzey örgüt yöneticisi. Biz usul usul, kavga kavga, dalga dalga konuşuruz: Sıla’yı öldüremediniz.

Direniş

60. güne dair Sevinç’in notu:

Yüksel direnişinin bugünkü özeti:
Polis “Basın açıklaması yapabilirsiniz ama türkü söyleyemezsiniz!” dedi, türküler basın açıklaması yapılırken başladı. “Enstrüman da halay da yasak!” dendi. Bağlama, keman, gitar, davul, erbane halaylara eşlik etti. “Bu masa burdan kalkacak!” dendi, o masada gün boyu destek imzaları toplandı. “Tamam masa kalsın, yazıları kaldırın. Üç dakika vaktiniz var!” diyen polis ben alandan ayrılırken orada yoktu ama yazılar hâlâ duruyordu.

Çok yağmur yağdı ama bir damlası daha yere düşmeden Nuriye ve Semih ‘in üzerinde sayısız şemsiye açıldı. Destek açlık grevinde olanlara gün boyu şeker dağıtıldı.
Dayanışma, açlığı da bölüşerek, yağmurun zerresi değmesin diye kol kanat gererek ve büyüyerek devam ediyor. Direnenlere de, direnişe ses verenlere de selam olsun!

Bugün

Direniş sürüyor. 6 ayı geride bıraktık. Açlık grevinde iki ay bitti. Bana, “yeryüzünde yaşanmadık bir duygu bırakmadık” gibi geliyor.

Ruhumuzu açlıkla doyurmaya devam ediyoruz.

Destekçilere, canlara not: Son günlerde direnişe ses ve soluk olan, açlık grevimizin taleplerini duyurmak için düşünen, çabalayan, harekete geçen herkese bin selam! Sizi çok seviyoruz, sakın ha, unutmayasınız!

En dirençli, en umutlu selamlar

Nuriye

fridaninkalemi:

kalpherzamansoldanatar:

#NuriyeVeSemihinAçlığınaSesVer

Aydın mısın?

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat Ilgaz

bir insan kaç gün aç kalabilir?
nuriye ve semihin sesi ol

seslerinuyumu:

“Aklımdan çıkmıyorsun dedim 
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya”

Cahit Zarifoğlu